Sayfalar

15 Ekim 2013 Salı

Firavun namaz kılmış

akp'nin gerçek yüzü, Alevilik, beşar esad, fıkıh, mehmet fahri sertkaya, nusayrilik, sapık mezhepler, suriye sorunu

Ülkemizdeki, Sabetayistlerin, Kripto Yahudilerin ve Masonların kontrolündeki medya sayesinde beyinleri sulandırılan ve bir türlü gerçeği görmek istemeyen bakar körlere duyurulur:

FİRAVUN SINIFINA KOYDUĞUNUZ ADAM, YANİ ESAD, YİNE BAYRAM NAMAZI KILDI. ALNI SECDEYE VARDI, CEMAATE DAHİL OLDU, ÖNÜNE DE İMAM GEÇTİ. 

Namazı kıldıran imam, emin olamadım ama el Kaide tarafından bombalı saldırıda katledilen Sünni alim Said Ramazan el Buti'nin oğluydu. Namaz sırasında Esad'ın yanında çok sayıda Sünni alim ve Sünni olan Suriye genel müftüsü de vardı. Her zaman dediğimiz gibi Suriye'de zaten halkın yüzde yetmişi Sünni Müslüman... Devletteki 24 bakandan da sadece ikisi Alevi-Nusayri... Diğerleri Sünni ya da diğer dinlerin mensupları...



Siz Firavun'u bilir misiniz? İlahlık iddia etti, geberene kadar Allah demedi. Sadece kızıl deniz kendisinin ve ordusunun üzerine birleşecekken, son nefesi olduğunu bildi ve secde etti. O da kabul edilmedi...

Şimdi size öğretmediler de bilmiyorsunuz. Ehl-i kıble tekfir edilmez. Yani kıbleye dönüp namaz kılan kişi tekfir edilmez(küfürdedir denilmez). Ta ki kadı böyle bir kimsenin küfrüne hükmedene ve resmi evrak yazana kadar.

Ehli sünnet(sünnilik) dışındaki Müslümanların durumu da gurup olarak değil fert fert değerlendirilir. Kadının karşısına çıkartılır "Sende mi Hz. Ali için ilahtır diyorsun?" veya "Sende mi şu ayeti inkar ediyorsun?" gibi sorulur, hür iradesi ile cevap alınır. Yanlış cevap verse de yine hemen küfrüne hükmedilmez. İkaz edilir. Nasihat edilir. Ama netice vermez ise "küfürdedir." denilir. Bu İslam hukukunun kısımlarından biridir ve bunu yerine getirme görevi fertlere değil yetkili İslami kurumlara aittir. Fert fert hiç kimse hiç kimseyi tekfir edemez ve mürted'in hükmünü kendi kararı ile tatbik edemez. Böyle bir hareket, fitnedir, anarşi doğurur.

Bir müslüman fert, bir başka müslümanı tekfir ederse de kendisi küfre girer. Zira bir Müslümanı kafir bilmek de, bir kafiri Müslüman bilmek de küfürdür.

Haydi şimdi meydan sizin. Oturun Televizyonun ya da Facebook'un başına, izleyin izleyin tekfir edin!

| Mehmet Fahri Sertkaya
www.AkademiDergisi.com






13 Ekim 2013 Pazar

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün şövalyelik sırları


abdulah gül, ak parti, akp'nin gerçek yüzü, CFR, içimizdeki israil, masonluk, morton abramowitz, nevzat yalçıntaş, recep tayyip erdoğan, sabetayistler, şevket kazan

Şevket Kazan, 'Milli Görüş Hareketi'nde meydana gelen ayrışmaların perde arkası'ndaki olayları anlatıyor...

Boyuna Amerika ile fakslaşıyorlar…!

Abdullah Gül'ün danışmanı Murat Mercan'ın sekreteri, Amerika ile yapılan Abdullah Gül ile ilgili fakslaşmayı, Şevket Kazan'a haber verince işinden kovuldu.
Gazeteci Yavuz Selim'in 'Milli Görüş Hareketindeki Ayrışmaların Perde Arkası: Yol Ayırımı' kitabında Şevket Kazan anlatıyor:




- Abdullah Gül, hiçbir zaman Refah Partisi için çalışmadı.


Hep kendisi için çalıştı.

Erbakan Hoca, Abdullah Gül'e Politik Araştırma Merkezi diye bir merkez kurdurmuştu.

Dış ilişkilerden sorumluydu ya, Refah Partisi'ni Avrupa'ya, elçiliklere tanıtacağı yerde, sadece kendisini tanıttı.
Danışmanı olan Murat Mercan, ki aynı zamanda Melih Gökçek'in danışmanıydı, Amerika'ya boyuna fakslar gönderiyormuş.

Oradan da boyuna fakslar geliyormuş.

Sekreteri de bir hanım kız. Bu hanım kızın annesi de benim hanımın arkadaşı.



Annesine anlatmış, 'Böyle böyle, bunlar devamlı Amerika ile fakslaşıyorlar, hep Abdullah Gül'ün propagandasını yapıyorlar' demiş.Hanım da bana söyledi. Ben de 'Belki yanlış tespit etmiştir. Öyle bir şey varsa, bir gün o fakslardan bir tanesinin fotokopisini alsın, sana getirsin, ben de göreyim' dedim.

Kızı yakalıyorlar ve işine son veriyorlar...

Şimdi Amerika'da kendisini tanıtan bir kitap bastırmış...

Refahyol Hükümeti'nde, Türk Cumhuriyetleri'nden Sorumlu Devlet Bakanlığını biz almıştık. Gül, Türk Cumhuriyetlerine bir tek seyahat yapmıştır, o kadar.

Aklı, fikri Amerika'daydı....

Bir de Amerikan Elçiliği'nde ne vardı, bilmiyorum, oradan hiç çıkmazdı !!!


***


Gül, CFR'ye ev sahipliği yapıyor!

11 Ekim 2013 Cuma

Yılmaz Özdil'e tokat gibi bir cevap... Esad ve Suriye gerçekleri


akp'nin gerçek yüzü, beşar esad, el kaide terör örgütü, muhalifler, özgür suriye ordusu, recep tayyip erdoğan, suriye sorunu, yılmaz özdil

Genç bir gazetecinin Yılmaz Özdil'e cevabi yazısıdır.

Çünkü...

Bir İngiliz siyasi analist, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad için “iğne ile kuyu kazabilecek bir sabra sahip” değerlendirmesinde bulunmuştu. Halk TV’ye verdiği röportajı izlediyseniz, Esad’ın gerçekten de ülkesinin maruz kaldığı tüm komplolara, ihanetlere, yağmaya, kıyıma, yalana, talana rağmen ne kadar soğukkanlı, sakin ve seviyeli konuşup hâlâ inatla barıştan, kardeşlikten söz ettiğini görmüşsünüzdür.

Suriye halkının Esad’a yakıştırdığı sıfatlardan biri “muallim” yani öğretmendir. Halka nedenini sorduğunuzda Esad’ın kendilerine düşmanı, düşmana karşı nasıl dik durulması gerektiğini, birlik ve beraberliği öğretip kendi davranışlarıyla da göstererek örnek olduğunu söylerler. Esad her konuda eleştirilebilir ama üslubu, seviyesi, konuşurken seçtiği kelimeler ile ilgili eleştirilecek bir tarafı olmamakla birlikte bu özelliğinin düşmanlarında bile hayranlık uyandırdığından hiç kuşkum yok. Esad’ın vatandaşlarından birine “ananı da al git” dediğini tasavvur edemiyorum mesela… İmkansız…


Yılmaz Özdil’in de “Başbakan’a eleştiri yapılmasına izin vermem” dediği televizyon programı süresince başka bir ülkenin devlet başkanı olan Esad’a “Ortadoğu Hacivatı, kasap, cellat” gibi hakaretlerde bulunduğunu izlemişsinizdir. Sahip çıkıp eleştirilmesini kabul etmediği başbakan ise iki buçuk yıldır her yerde, her fırsatta Esad’a yönelik hakaretler yağdırdı, tehditler savurdu…

Başbakan her ağzını açıp Suriye ile ilgili konuştuğunda, utandım ben.

Utandım; çünkü emperyalizmin bölgemize girmek için seçtiği kapıyı İslami kılığa bürünmüş emperyalist uşakları aracılığıyla zorlayan bir Başbakanımız var.

Utandım; çünkü ülkeyi kan gölüne çeviren “muhalefet” dedikleri haydutların güzel İstanbul’da ağırlandıklarını, o “muhalif”lerin TV kanallarında arkalarına boğaz manzarasını alarak kin ve nefretlerini nasıl kustuklarını seyrettim.

Çünkü Filistinli, Iraklı mülteciler Suriye’ye geldiklerinde onları kendi evlerinde ağırlayan Suriyelilerin Hatay’da kar altındaki çadırlarda, İstanbul, İzmir, Ankara sokaklarında nasıl yaşadıklarını, kız çocuklarının tecavüze uğradıklarını, satıldıklarını izledim.

Çünkü korkunç bir patlamadan sonra yerden aldığı insan etini olay yerine gelen kameralara gösterip “bu mu senin demokrasin ey Erdoğan!” diye çığlık atan bir babayı işittim…

5 Ekim 2013 Cumartesi

Reyhanlı saldırısını El Kaide üstlendi

akp'nin gerçek yüzü, büyük israil projesi, cia, el kaide terör örgütü, gerçek yüzü, kripto Yahudiler, mossad, muhalifler, özgür suriye ordusu, reyhanlı saldırısı, suriye sorunu


Suriye'deki sözde muhalif, özde teröristlerin, el Kaide bağlantılı ve en önemli örgütü Irak ve Levant İslam Devleti (ISIL), Reyhanlı saldırısını üstlenirken AKP hükümetini, Bab'ul Hava ve Bab'ul Selam sınır kapılarını açmaması halinde intihar saldırıları düzenlemekle tehdit etti. Söz konusu örgütün 3 yıldır AKP hükümeti tarafından desteklendiği biliniyor.

Breakingnews'in yayınladığı bildiride "Aslanlarımız İslam toprakları üzerindeki Türk devletine iyilik mesajını iletmek ve burayı kafirlerden temizlemek için hazırlar" ifadeleri yer alırken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a da sınır kapılarını açması için gelecek pazartesiye kadar süre veriliyor. Son olarak açıklamada Reyhanlı ile Bab el-Hava bombalamaları da ISIL tarafından üstlenildi ve AKP hükümetinin çıkarlarını hedefleyen intihar saldırılarının Ankara ve İstanbul'u da vuracağı uyarısı yapıldı.

11 Mayıs 2013'de Reyhanlı / Hatay'da düzenlenen iki ayrı bombalı terör saldırısında 52 kişi ölmüş, 146 kişi yaralanmıştı. AKP hükümeti gizlediği gerçek ölü sayısının meydana çıkmaması için ölü sayısı vermiş ama ölülerin isimlerini bir türlü açıklayamamıştı. Görgü şahitlerinin ve sağlık görevlilerinin sosyal medya üzerinden paylaştığı ilk bilgilere göre en az 200 kişi ölmüştü ve yaralılar sayılamayacak kadar çoktu. Tam bir tiyatro çevrilmiş, gerçekler milletten gizlenmiş, devlet milletine yalan söylemiş ve hedef saptırılmıştı. Bakanlar tarafından bile gerçek dışı beyanlarda bulunulmuş, basın sansürlenmiş, gazeteciler korkutulup susturulmuş ve yandaş basın da olanca gücü ile AKP'nin menfaatleri doğrultusunda haberler yapmışlardı. O kadar ki, o bölgedeki onlarca kameranın hepsinin de bozuk olduğu iddia edilebilmişti. Sürekli oralarda olan ve Suriye'den mülteci oldukları iddiası bölgeye getirilen seyyar satıcıların o gün o bölgede olmayışı bile araştırılmamıştı. El Kaide bağlantılı ve saldırıları üstlenen örgütün bu itirafı, olay anından beri bilinen ama hükümet tarafından gizlenen gerçekleri gözler önüne serdi. Bir kez daha iyice meydana çıktı ki, logosunda bile Yahudilerin kutsal sembolü yedi kollu şamdan (menora) bulunan Ak Parti, tamamen, Büyük İsrail Projesine giden yolda, Türkiye'nin ve bölgenin Batı ve İsrail menfaatine yeniden düzenlenmesi maksadı ile içimizdeki kripto Yahudiler ve Sabetayistler tarafından CIA ve MOSSAD kontrolünde kuruldu.

İşte o bildiri:




Suriye'de katliam yapan el Kaide örgütüne kimyasal silahı MİT mi verdi?

akp'nin gerçek yüzü, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), el kaide terör örgütü, el nusra, kim yaptı, kimyasal saldırı, kimyasal silahlar, mit, özgür suriye ordusu, suriye sorunu

Suriye’de PKK'ya yakınlığıyla bilinen ve geçtiğimiz günlerde lideri Salih Müslim'in Türkiye'ye gelerek AKP'li yetkililerle görüştüğü PYD, Türkiye’nin el-Kaide bağlantılı gruplara kimyasal silah desteğinde bulunduğunu iddia etti.
PYD’nin resmi yayın organı Pydrojava’nın haberine göre Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi, Nusra Cephesi ile Türkiye istihbaratının ittifak yaptığına dair bir belge yayımladı.
Yakın Doğu Haber'in çevirdiği belgede MİT ile El-Kaide bağlantılı gruplar arasında ittifak yapıldığı öne sürülüyor.Belgede Türkiye’nin Nusra Cephesi’ne Suriye'de kullanılmak üzere kimyasal silah desteğinde bulunacağı belirtiliyor 
Yakın Doğu Haber'in çevirdiği belgeye göre geçen nisan ayının sonlarında Gaziantep'te, Türkiye istihbaratı, Nusra cephesi, Suriye Ulusal Koalisyonu ve Özgür Suriye Ordusu’ndan liderlerin bulunduğu bir toplantı yapıldı ve toplantıda Türkiye istihbaratı Nusra cephesine, orta-ağır silahlar ve uçaksavar füzeleri vererek yardımda bulunmayı taahhüt etti.
Nusra Cephesi’nin Suriye'de kullanmak üzere Türkiye istihbaratından kimyasal silah desteği garantisi aldığının iddia edildiği belgede El Nusra’nın bu silahı, Özgür Suriye Ordusuna bağlı İslam Tugayı ile işbirliği içinde kullanmak üzere alacağı belirtiliyor.
Belgede ''Nusra Cephesi Şeriat Komitesi, rejimi devirmek adına, kimyasal silah dahil her türlü aracın kullanılabileceğini belirtir'' ifadesi yer alıyor. Nusra Cephesi bu hususta İslam Hukuku ilkelerine dayandığını söylüyor.
Belgede ayrıca Gaziantep’te bir araya gelen bu tarafların ''Suriye krizinin silah ve güçten başka çözümü yoktur'' ifadesini kullandığı yer alıyor.
İşte o belge:




Ahmet Davutoğlu da Kripto Yahudi mi? Türkiye'deki Karaim Yahudileri kimler?

ahmet davutoğlu, akp'nin gerçek yüzü, ali babacan, dış işleri bakanları, içimizdeki israil, karaim yahudileri, kırım yahudileri, kripto Yahudiler, sabetayistler, yalçın küçük
Karaim kelimesinin kökeni hakkında pek çok görüş ortaya atılmıştır. "Kara" kökenin Arapça okumak, kıraat etmek anlamına gelen ve Kur'an ile aynı kök olan "Karae"den geldiği ve aynı şekilde Arapça ile aynı dil ailesinden olan İbranice'deki yine okumak anlamına gelen "Karai"den geldiği ve sadece yazılı Tora'yı, Eski Ahit'i otorite kabul ettiklerini ve genel Yahudi kitlenin benimsedikleri diğer Tevrat yorumlarını gözönüne almadıklarını ima eden bir ifade olduğu da söylenmiştir. Karay, Kara'ya mensup olan demektir ve sonundaki Arapça aidiyet eki "i" Türkçe ses uyumuna göre düşüp "y" olmuştur. Karaylar, İbranice'de çoğul takısı "im" getirilerek Karaim şeklinde telaffuz edilir.Bir diğer görüşe göre 10. yüzyılda Bizans'tan sürgün olarak Hazar ülkesine sürgüne giden ve Museviliğin Karai mezhebine bağlı olan insanlar, Hazar Devleti sınırları içinde kalan Kırım topraklarına yerleştirildiler. Hazar hakanının Musevi inancını kabul etmesiyle, Karai mezhebi, Kırım'da yaşayan Türkler arasında da yayılmaya başladı. Bu inancı kabul eden Türk toplulukları, ilerleyen yıllarda 'Karaim' adıyla anılmaya başlandılar. (Wikipedia)

***

Son dönemde Türkiye’de “Kırım Tatarları” modası esiyor. Kemal Karpat’tan Halil İnalcık’a yıldızı parlayan tarihçiler, Ahmed Davutoğlu’ndan Ali Babacan’a yükselen siyasetçiler hep Kırım Tatarı.

Biz de konuyu Prof.Dr. Yalçın Küçük’e sorduk. Kırım Tatarları’nın kökenleri nereye dayanıyor? Türkiye’de hangi önemli isimler Kırım Tatarı? Yalçın Küçük’ün bu isimlerle ilgili çalışmaları var mı? Odatv olarak Prof.Dr. Yalçın Küçük’e sorduk. Küçük, Odatv’ye yanıtladı.

İşte Yalçın Küçük’ün açıklamaları:

Tyurkskiye Narodı Kırıma, 2003 tarihinde Moskova’da basılmış çok bilimsel bir kitaptır. Adından da anlayabileceğiniz gibi, bu kitabın adı “Kırım’ın Türk Halkları”dır. Bu standart bir kitaptır. Dolayısıyla Kırım dediğiniz zaman, Türkler ve Tatarlar dediğiniz zaman, elimizde yeni çıkmış “Tyurkskiye Narodı Kırıma” kitabı var.

Bu kitap üç bölüme ayrılıyor. Kırım dediğimiz zaman, biz Kırım Tatarları’nı kastediyoruz. Ama aslında bilimsel ve tarihsel olarak orada üç halktan bahsedebiliriz. Bir tanesi Karain, ikincisi Kırımskiye Tatarı, üçüncüsü de Kırımçaklar. Demek ki, Türkçede genel olarak Kırım Tatarı dediğimizde, etnik açıdan ve zaman zaman din açısından da birbirinden farklı üç halktan söz ediyoruz. Zaten kitabın başlığı da bu: Tyurkskiye (Türk) Narodı (Halkları) Kırıma(Kırımın).

Karainleri şöyle ifade edebiliriz; İbraniler “Karaim” der; Batılılar Karaibler, orada yaşayanlar, Türkler ve Ruslar ise “Karaim” derler. Demek ki, Kırım Tatarlarının veya Kırımlı dediklerimizin önemli bir bölümü Karaim’dir. Bunlara ya “Karia” deriz veyahut “Karia Türkleri” deriz.

Bunlardan bildiğimiz bir kişi var, o da Refik Halit Karay’dır. Bunlar “kara” sözcüğünden gelirler. “Kara” İbranicede “okumak” demektir. 14, 15 ve 16’ncı yüzyılda en çok Galata Köprüsü yakınlarında oturdukları için oraya “Karaköy” denir. Demek ki, bugün Karaköy dediğimiz yerde, eskiden bizim “Kırımlılar” dediğimiz Karayiler oturuyordu.

İkinci grup Kırım Tatarlarları’dır. Bunlar ayrı bir kategoridir. Dolayısıyla bana Kırımlıları sorduğunuz zaman, diğer Tatarları ayırmak durumundayız. Kazan Tatarları da var. Lenin kısmen Kazan Tatarıdır. Azerbaycan’a dışarıdan baktığınızda onlara da “Tatar” denir. Onları da ayrı tutuyoruz. Bu nedenle de sorduğunuz sorudan İlber Ortaylı arkadaşımızı da ayrı tutuyoruz. Zaten şu sıralarda bir ödül de almadı. Gittikçe ödülsüz bir yere doğru gidiyor. Kırım Tatarları dediğimizde bunları ayırmış oluyoruz.

KARAYLAR YAHUDİLİĞİN BİR KOLUDUR

Karaylar, Karay dini veya mezhebindendir. Karayiler Yahudiliğin bir koludur. Kara oradan gelir. Kımçaklar, onlar da net olarak Yahudi kabul edilir. Türkiye’de de bu isim ve soyisimlere yaklaşıyoruz. Kırım Tatarı dediklerimiz de genellikle Müslüman’dırlar ve Türkçe de konuşurlar. Karayiler, Karayi Yahudisi veya Karayi Türkü denilen çok tipik bir millettir. İnanılmaz güzel ve arı bir Türkçeleri vardır. Aynı zamanda 8’inci yüzyılda ortaya çıkmış olan Karaim kolundandırlar. Dış görünüşlerinde Müslümanlar fakat ayinleri Karayin, yani İbraniyettir.

Bunun dışında iki ayrıntıya daha değinmek istiyorum. Ödül alıyorlar, şunu yapıyorlar, bunu yapıyorlar, bunlar doğru. Ancak, AKP ile beraber en fazla kimler ödül aldı dediğiniz zaman –ki yeni kitabım “Çöküş” te de tekrar tekrar ortaya çıkarttıklarım var– birincisi Jak kamhi, İkincisi de İhsan Doğramacıdır. Jak Kamhi, Türkiye’de aşağı yukarı sivil kesimin Haham Başı gibi bir insandır. Yahudi’dir, buna bir itirazımız yok. Doğramacı’nın ise anadilinin İbrani olduğunu göstermiş oluyorum. Bu, birinci ayrıntıdır. Bu ödüllendirmeyi bunlardan çok ayrı düşünemeyiz.

İkinci noktaya geldiğimizde, verdiği bütün ödüllere bakmak durumundayız. En önemli ödülleri Kamhi ile Doğramacıya verdiler. Kamhi’yi biliyoruz, ona bir karşıtlığımız yok. İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkiyi kuran zengin Yahudilerden bir tanesidir. Ona verdiler. Niye verdiklerini kitaplarımda yazacağım. Öbürü de Doğramacı’ya verildi. Doğramacı da, bunları kitaplarımızda çıkarttık, kendisini överken söyledikleri gibi, anadili İbrani’dir.

Bu iki örnekten de çıkartabileceğimiz gibi, böyle bir eğilim görüyorsak, benim de “Tyurkskiye Narodı Kırıma” kitabından da verdiğim bilgilere göre, Kırımçak tipik Kırım Yahudisidir. Bu soyadı Türkiye’de de vardır. Kırım Yahudilerine “Kırımçak,” diyoruz. Karaylara da İslam ile İbraniyet karışımı diyebiliriz. Bir tür sabetayizme benzerler. Bir yanları İbrani’dir, bir yanları başkadır. Şunu da belirteyim ki, bunların nasıl olduğu o tarihlerde tartışmalıdır.

Türkler’di de, sonradan mı Musevi oldular veya Musevilerdi, sonra mı Türk oldular? Bu konuda çok ciddi tartışmalar vardır. Kökleri Hazar Yahudilerine gider. Onlar reddederler, “biz bağımsızız,” derler; “biz esas bölgeyiz,” derler. Benim yararlandığım bütün kaynaklara göre, bunların ayinleri İbranicedir, Türkçedir. Türkçeyi çok güzel kullanırlar ama Türkçeyi yazmazlar. Rusça yazarlar. Dolayısıyla Kırımlıları incelemek için mutlaka Rusça bilmek lazım.

AKP’DE ÖNEMLİ YERLERDE KIRIMLILAR VAR

Benim tespitlerime göre, şu anda AKP’nin hükümete getirdiği en önemli yerlerde üç tane Kırımlı var. Ali Babacan, Cemil Çiçek ve Ahmet Davutoğlu. Bunların bazıları hakkında yazdıklarım var. Sadece ödülde ve bilimde değil, başka alanlarda da yükselttikleri içinde benim verdiğim bilgiler çerçevesinde ele alınabilecek olan Kırımlılar var. Burada Kırımlı sözüne sadık kalıyorum. İbrani mi değil mi, Karay mı, Kımçak mı? Bunlara girmiyorum.

Ahmet Davutoğlu’nun kızının ismi Sefure, tipik bir Karay ismidir, onları tespit ettim. Sabri Ülker’in kızı, Ahsen Özokur’un oğlu Ahmet’le evlidir. Demek ki, başka vesileyle çıkarttığım endogamiyi burada da görüyoruz. Kendi aralarında evleniyorlar. Şunu çok açık söyleyebilirim; Ahmet Davutoğlu’nun bu özelliklerinden başka, Dışişleri Bakanı olmak için hiçbir özelliği yoktur.  Sadece Kırımlı, Karay ve çok büyük bir ihtimalle de Sabri Ülker ailesinin dünürü olduğu için oraya gelmiştir. Sabri Ülker bana mektup yazmıştı, “biz sabetayist değiliz,” diye. Ben onları yayınladım. Tekrar yayınlayacağım. Şu anda AKP’nin bir yan örgütü gibi çalışıyor.

AKP TÜRKİYE’DE İSLAMİYETİN KÖKÜNÜ KAZIYACAK

Ülker holding Asam’ı çürüttü. Asam birazcık bağımsız oluyordu, parayı kesti. Kim kesti? Parayı bunlar kestiler, bazı yerlerde “bunlar” diyorum çünkü beraberdirler. Dolayısıyla Kırımlılar ile AKP’nin üst tarafı evlidir, karı koca ilişkisi vardır, beraberdirler. Cemil Çiçek de bunlardandır. Çiçek soyadı sadece Hazardan gelir, bunu iyi öğrensin Cemil Çiçek. Ben 2002 yılında, bu hükümet kurulurken, “bunlar İslamiyet’in kökünü kazıyacak,” dedim. Türkiye İslamiyet’ten hiçbir zaman AKP döneminde olduğu kadar uzaklaşmamıştır. İslamlar Türk ordusuna karşı değillerdir. Dünyanın her tarafında dindarlar orduyu tutarlar. Onların en muhafazakâr yanlarıdır. Bunların böyle olan hiçbir yanı yoktur. İslamlar devletin, kamunun mallarını böyle yabancılara satmazlar. İslamlar hiçbir zaman ülkenin sınırlarını İsrail’e kiraya vermek için bu kadar çaba harcamazlar.

BABACAN ADINI KARAYLAR KULLANIR

Ali Babacan’a gelirsek, Babacan adı çok, çok tipik bir Karay adıdır. Karaylar kullanır. İsterseniz Karay Türkleri deyin, isterseniz Karay Yahudileri deyin. Ben öyle bir şey söylemiyorum, ben bilimsel olanları söylüyorum. Daha önce kitaplarımda Babacan’ın ne olduğunu yazmıştım. Ahmet Davutoğlu için Ayetullah Hamaney çok yakın bir zamanda “Davudi,” dedi. “Banu’nun kocası,” dedi. İktidarlarının ilk zamanlarında doksan tane Davudi’yi, Davudi derken İbraniyi kastediyor, Amerika’da yaktılar. İşte, Davudi sözcüğüne Karaylar aynı zamanda “Davutoff,” derler.  Karayin Tarikatını kuran adam Amman bin Davut’tur. Ondan dolayı da bu soyadı çok kullanılır.

Tekrar ediyorum, Ahmet Davutoğlu’nun Kırımlı olmak dışında, Dışişleri Bakanlığı’na gelmek için hiçbir meziyeti yoktur. Kırımlı’dır ve bana, “sabetayist değilim,” diyen Sabri Ülker’in torunuyla kızı evlidir. Sefure’nin annesinin adı Sara’dır. Şimdi bu çerçeve içinde düşünecek olursak, Halil İnalcık’ı da bir tarafa koymak durumundayım. Bunlara Koç Üniversitesi ödül verdi. Benim bununla ilgili çeşitli yazılarım vardır, beyefendi bir insandır, ama ciddi, önemli bir tarihçi değildir. Bunu hep söylüyoruz. Bir kitabı vardır; Osmanlılar üzerine olan bu kitap İngilizce de basılmıştır. Ben size izin verirseniz bu kitabın önsözünden bir paragraf aktarmak istiyorum "Prof. Bernard Lewis’e şükranlarımı sunarım. Bu kitabı yazmamı o sağladı." Birinci cümle bu. Bernard Lewis yazdırmış bu kitabı. Bernard Lewis büyük Siyonist’tir ve Amerika’da Irak savaşının mimarı olarak bilinen bir insandır.

TÜRKOLOJİ DÜNYADA SADECE YAHUDİLERİN ALANIDIR

Bir de benim öne sürdüğüm bir teori vardır: Türkoloji dünyada sadece Yahudilerin alanıdır, başka hiç kimse girmez. Amerikan dünyasında Lewis vardır. Fransızlarda Paul Dumont vardır. Bu kişi Paris’teki Türkoloji’nin başındadır. Bunlar kendilerine yakın olmayan hiç kimseyi bu alana sokmazlar. Devam ediyorum. Diyor ki, “bu kitabı Prof. Norman Vuckoviç çevirdi.” Norman Vuckoviç, o da İbrani’dir ve bu kitapta bizim yurttaşlık bilgilerinden bildiğimiz tarihsel bilgilerin ötesinde bir tek cümle yoktur. Ama Halil Hoca bu dönemde AKP ile beraber sanki büyük bir tarihçiymiş gibi hareket ediyor. Halil Hoca bir dikkatlilik yapıyor, bunları çok fazla desteklemiyor, konuşmuyor. Tarihçi olarak da, benim duyduğum kadarıyla, Habertürk’e çıkartıldıklarında konuşmuyor. Zaten Habertürk bugün Neo Osmanizasyon için kurulmuştur. Böyle bir takım müezzinlerin, şunların, bunların çıkıp tarih programı yaptığı bir yerdir.

Kemal Karpat a gelince, onun Kırımlı olduğuna dair pek çok bilgiler geliyor. Bu Kırımlılar’ın bir tarafı var, dağılırlar. Kemal Hoca Romanya’ya gitmiştir. Bir kısmı Türkiye’ye gelmiştir. Bunlar Türkiye’de çok dağılmışlar. İstanbul’da yerleri vardır. Bazısının Mısır’da yerleri vardır ama hepsinin tipleri bellidir. Ben hiçbir zaman bu analizlere fizyonomiyle girmiyorum.

AKP İKTİDARA GELİRKEN BU KİTAP YAZILDI

İngilizlerin güzel bir sözü vardır: “Bütün bebekler birbirine benzer, onlar da Churchill’e benzer.” Ama alın Cemil Çiçekle, Davutoff’u ya da Davutoğlu’nu yan yana getirin nerdeyse amca çocuklarıdır. Bunlara bir tanesini daha katacak olursanız, Kaya Çilingiroğlu’nu katabilirsiniz. O da Kırımlı’dır. Ben her zaman bilimsel konuşurum. Mesela bir kişi “Mardinli” soyadını alıyorsa, “Mardinzade” alıyorsa, o Türk ve Müslüman’dır. “Mardin” alıyorsa, çok büyük bir ihtimalle İbrani’dir. “Karpatlı” veya “Karpatgil” olarak alıyorsa, o Türk’tür; ama “Karpat” olarak alıyorsa, o İbrani’dir. Çünkü İbranilerin çoğu bu kelimenin Rusçası’nı, “Karpat”ı kullanırlar. Kemal Karpat, “İslam’ın Siyasallaşması” kitabında, o da ön sözünde söylüyor. Aşağı yukarı AKP’nin kuruluşuna denk geliyor. Yani İsrail ve diğerleri AKP’yi iktidara getirmek istediklerinde, bu kitabı hazırlamış. Son derece zayıf bir kitap. Zaten sizdeki mülakattan sonra bana dünyanın pek çok yerinden notlar geldi. Boğaziçi Üniversitesi’nde bir dergide, kitabın bütün hataları gösterilmiş. İlkokul hataları var ve burada da çok açık olarak, tamamen Fethullah Gülen’e biat etmiş, onu övmüş. Hiçbir tutarlılığı olmayan bir kitaptır. Demek istediğim şu ki; Kemal Karpat gibi daha önceki yıllarda ne cami bilen, ne de namaz bilen, dinle hiçbir ilgisi olmayan biri nasıl böyle dönüş yaptı? Kaldı ki, ben ODTÜ’deki hocalık dönemimden hatırlıyorum, muhafazakârdı ama laik, modern, cumhuriyetçi bir insandı. Sonradan böyle döndüler.

GİZLİ BİR EL BUNLARI YÜKSELTİYOR

Son olarak şunu söyleyebilirim. Fethullah Gülen, Türkiye’nin İslamizasyonunda, Türkiye’nin Osmanizasyonunda, yeni bir dönemin kurulmasında, dışarıda bulunmuş olan, kötü de olsa İngilizce bilen üç isim var. Şerif Mardin, Kemal Karpat, Metin Heper. Biz de bunları izliyoruz. Dolayısıyla, bu Kırım kategorisi ile AKP iç içedir. Bir yandan Tayyip Erdoğan soyunun Gürcistan’dan geldiğini ima ediyor. O, Kafkasya’dır. Bu, kesin bildiğimiz bir şeydir ve bir şey daha var ki; gizli bir el bunları yükseltiyor. Cemil Çiçek o yüzden oradadır, Ali Babacan o yüzden oradadır.

Babacan’ın hiçbir yeteneği ve politik tecrübesi yoktur. Dışişleri gibi önemli bir göreve verilmişti. Kimdi bunların ilk Dışişleri Bakanı? Yaşar Yakış’tı. Ne demişti Yakış? “Ben onlardan değilim diye, beni attılar.” Bu, yazılıdır; ondan sonraki Abdullah Gül diye birisidir. Bana mektup yazmıştı, “ben sabetayist değilim,” diye. Öyle mi değil mi? Bilemeyiz. Ben de o tarihten beri, “bana belge gönder yazacağım,” diyorum; göndermiyor. Demek ki, getirdikleri Dışişleri Bakanlarından bir tanesi sabetayizm şüphesi altındadır. Sadece “evrakta sahtecilik” şüphesi değil, bir de bu şüphe vardır.

Babacan için tekrar söylüyorum; Sabri Ülker’le alışveriş yapan Karaylı, karısının adı Sara, annesinin adı Sefure, kızının adı Aybike. Aybike Karaylıların en çok kullandıkları isimdir.

Odatv.com


21 Eylül 2013 Cumartesi

Zamanın viskicisi, şimdinin dincisi Egemen Bağış'ın ilginç yükselişi

akp'nin gerçek yüzü, bakanlar, cia, derin devlet, egemen bağış, içimizdeki israil, ipler kimin elinde, kripto Yahudiler, masonluk, recep tayyip erdoğan



Egemen BağışCüneyd Zapsu ve Akif Beki ile birlikte, Başbakanın hemen her yerde kulağına en yakın isimlerden birisi. Başbakan, Güneydoğu’ya da gitse, Amerika’ya da, her zaman bu üç isimden en az ikisi hemen sağ ve sol yanında oluyor.

Egemen Bağış bunların içinde takdire şayan yükselişi ile ne çok dikkat çeken isim olmakta.

Egemen Bağış İnternet sitesinde kendini şöyle tanımlıyor: “Bağış, Ak Parti’nin demokrasi, insan hakları, serbest piyasa ekonomisi, yasalar ve Türkiye’nin küreselleşmesine ilişkin çalışmaları ile bir devrim yarattığı yolda, Başbakanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın danışmanları arasında bulunarak ehemmiyetli görevlerde bulunmuştur. Bağış, özellikle Türkiye’ye ilişkin haberlerin devlet adamlarına, uluslararası kamuoyuna ve medyaya iletilmesinde önemli bir rol üstlenmiştir.” 
Bağış’ın yükselişi adeta insanlara ilham verecek düzeydedir. Her Türk insanı onun hikayesini okuyunca “nereden nereye” diyecek kadar imrenici cümleler kurmadan edemez.

Siirt’ten yola çıkan Bağış şimdi “Kıdemli dil uzmanı, aralarında Bill Clinton, George W. Bush dahil olmak üzere bir çok devlet adamına tercümanlık yapmıştır “ cümlesiyle karşımıza çıkıyor.

Ayrıca Başbakanın beyninin Amerika tarafı olarak bilinen Bağış faal olarak Amerika – Türkiye Dostluk Grubu girişimlerinde bulunmuş, New York’da bulunan Türk Amerikan Derneği’nin Başkanlığını yapmış ve bugüne kadar oy birliği ile iki defa üst üste seçilen tek başkan olma unvanını almıştır. Diğer yandan, bir devlet birimi olan Yurt Dışındaki Türkler Danışma Kurulu’nda üye olarak çalışmıştır.


Fakat Egemen Bağış’ın hayatında kırılma noktası olan bir an vardır. Bağış Manhattan’da barda çalışırken şansı yaver gitmiş ve bugünlere gelen yolculuğunun başlangıcı olan olaylar yaşanmıştır.



Bağış, Manhattan da 38. cadde de bulunan Türkçe adlı barda çalışır. Barın işletmecisi Cevdet Gümüşdere adlı bir işletmecidir. Şimdi Türk -Amerikan ilişkilerini belirleyen Bağış girişte müşterilerin giriş biletlerini çek etmektedir.

Fakat bir gün ünlü bir kabadayı tarafından keşfedilir ve hayatı o andan sonra değişir. 


İşte o zamanın viskicisi, şimdinin dincisi Egemen BAĞIŞ, Amerika’da işlettiği barda güzellik yarışması düzenlerken
İşte o zamanın viskicisi, şimdinin dincisi Egemen BAĞIŞ,
Amerika’da işlettiği barda güzellik yarışması düzenlerken
Bu ünlü kabadayı barın işletmecisi Cevdet beye Egemen Bağış’ın ilk önce garson olarak sonrada şef olarak çalışması talimatını verir. Bar işindeki hızlı yükselişi daha sonraki yaşantısında da devam eder. Egemen Bağışın bu yükselişi ünlü kabadayının sihirli bir değnekle dokunması gibidir çünkü Egemen'in yükselişini kimse engelleyemez.

Siirt’ten başlayan yolculuk Türk-Amerikan dostluk grubu başkanlığına ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Amerika’ya olan ilişkilerini belirleyen kişi olmaya kadar gitmiştir.

Bizim ilgiyle izlediğimiz ve hayran kaldığımız bu yükselişte yalnızca merak ettiğimiz bir nokta var. O da, Egemen Bağış’ın bugünlere gelmesinde emeği olan ve barın giriş görevlisi iken bu noktalara gelmesini sağlayan sihirli değneğin sahibini kim olduğudur.

Türkiye’nin başına bu kadar kıymetli bir evladın gelmesinde katkısı olan kabadayının kim olduğunu merak ediyoruz.

Kim bu müthiş yükselişin startını veren ünlü kabadayı?

Gürsel Tekin/Gerçek Gündem

Egemen Bağış, egemen güçlerin adamı mı? Kripto/gizli Yahudi mi?

akp, akp'nin gerçek yüzü, büyük israil projesi, egemen bağış, içimizdeki israil, kripto Yahudiler, masonluk, sabetayistler


İnternette dolaşan ve altında imza olmayan bir yazıda AK Parti millet vekili, Avrupa Birliği bakanı ve Baş Müzakerecisi olan Egemen Bağış'ın gerçek isminin Eggman Bagish olduğu ve bir kripto Yahudi olduğu, gerekçeleri ile iddia ediliyor. İşte o yazı:


AKPLİ EGEMEN BAĞIŞ'IN YAHUDİLİĞİ


İbranice adı Eggman Bagish olan Egemen Bağış, New York’taki MUSEVI BARUCH Kolejinde tahsil görmüş. BARUCH, İbranice KUTSAL anlamına geliyor.

AKP’nin Devlet Bakanı ve Avrupa Birliği Başmüzakerecisi Egemen Bağış, 16 Haziran 2010 günü İzmir Musevi Cemaati Yönetim Kurulu ile Swiss Otel’de bir sohbet toplantısı yaptı.

İzmir Musevi Cemaati Onursal Başkan Moris Bencuya ve beraberindeki heyetle görüşen Bağış’a İzmir Valisi de refakat etti.

Musevi Cemaati’nin yayın organı Şalom’un verdiği bilgiye göre Egemen Bağış, İstanbul’daki Musevi Cemaati ile olan yakın ilişkilerinden bahsetti. Bu ilişkileri İzmir Musevi Cemaati ile de kurmak istediğini söyledi.

Bağış, konuşmasının devamında şunları söyledi:

“Azınlık ve gayrımüslim terimlerini beğenmiyorum. Bu ülkede kimin köklerinin daha eskiye dayandığı araştırma konusudur. Dolayısıyla, kimin azınlık kimin çoğunluk olduğu bilinemez.”

Bu sözlerin tercümesi şudur:

“Bu topraklarda biz Yahudilerin kökleri Türklerden daha eskiye dayanmaktadır. “

Araya “Araştırma konusudur” sözlerini sıkıştırması bir anlam ifade etmiyor.

Böyle bir araştırma yok çünkü.

M.Ö. 2000 lerde Yahudi Peygamberi İbrahim’in Urfa bölgesinde yaşamış olduğuna atıf yapıyor, ayrıca son zamanlarda moda olan bir iddia da, Yahudilerin Babil sürgünü dönüşünde geride bıraktıkları Yahudilerin şimdiki Kürtler olduğu şeklinde. (Bu iddia, Kürtleri İsrail taraftarı yapmak için ortaya atılmış bir palavra. Barzani ailesinin Kürtleşmiş Yahudi olduğu iddiası doğru olsa bile, böyle istisnalar bütün Kürtlerin Yahudilerden gelmiş olduğunu göstermez.)

Egemen Bağış’ın sözlerinin tercümesinin bu olduğunun kanıtları nelerdir?

Birincisi, bu sözleri Musevi Cemaati Yönetimi huzurunda söylemesi,
ikincisi, New York’taki Musevi Kolejinde eğitim görmüş olması
üçüncüsü, öldürülen teröristlerin yasını tutması. (İsrael ile bağlantılı pkk içinde bulunan Ermenilerin ve Yahudi Kürtlerin Yahudi olduğu iddiasını biliyorsunuz. Eggman Bagish, bu yüzden Yahudi (!) kardeşlerinin yasını tutuyor)

dördüncüsü, ismi.

Hem adı hem de soyadı İbrani isimleri listesinde var: Eggman (Egmen) ve Bagish (Bagiş). Bu kadar büyük tesadüf olamaz.

Eggman Bagish, Büyük Kürdistan (Yani esas adıyla İkinci İsrail-BİG İSRAEL) devletinin kurulması uğrunda elinden geleni yapmaktadır.

İlk amacı bu devletin kurulması olan Amerika’nın,Britanya'nın,Rusya F.'nun Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanı Recep Bey’in, suç ortaklarını çok iyi seçtiği her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.

Yahudi Koleji mezunu Eggman Bagish

İbranice adı Eggman Bagish olan Egemen Bağış, New York’taki MUSEVI BARUCH Kolejinde tahsil görmüş.

BARUCH, İbranice KUTSAL anlamına geliyor. Okulun tam adı “The Baruch College of The City University of New York”

Egemen Bağış 23 Nisan 1970 Siirt dogumludur.

Babası Abdullah Bağış 1974–1979 yılları arasında Siirt Belediye Başkanlığı yapmıştır.


Başbakan Tayyip Erdoğan'ın baş danışmanı İbrahim Kalın'ın derin bağlantıları

abd, akp'nin gerçek yüzü, cia, ibrahim kalın, içimizdeki israil, kimdir, kripto Yahudiler, recep tayyip erdoğan, stratfor, suriye sorunu

Başbakanlık danışmanı Kalın'ın, Erdoğan'a “ömür biçen” Stratfor'la ilişkisi ne?.. Peki ya Başbakanlık'ın sitesinde, Stratfor'un Başkanı Friedman'in işi ne?..


Geçtiğimiz hafta ortaya ilginç bir iddia atıldı.

Bu iddia Başbakan Erdoğan ve doktorları tarafından net ifadelerle yalanlansa da, “birileri” akıllarda soru işareti bırakmayı başardı.

Önce olayı bir özetleyelim:

-“Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı'nın 2 yıl ömrü kaldı” iddiasının kaynağı ne?

ABD düşünce kuruluşu, Stratfor.
-Ne iş yapıyor bu düşünce kuruluşu?
Özel istihbarat örgütü aslında. (Stratfor'a ‘gölge CIA' diyenler de var.)
ABD Savunma Bakanlığı ve ordu birimleri ile istihbarat kuruluşlarına da “istihbarat satan” bir şirket.
-Stratfor'a kim aktarmış bu “bilgi”yi?
Bu düşünce kuruluşuna Türkiye ile ilgili “bilgi” satan Faruk Demir adında bir “danışman”.
-Bu iddiayı dünyaya yayan kim?
Amerikan menşeli Wikileaks sitesi. Stratfor'un yazışmalarına ulaşmış. Bu yazışmalarda geçiyormuş bu iddia!
-Taraf bu olayın neresinde?
Wikileaks'ın Türkiye'deki ortağı Taraf.
Wikileaks “ele geçirdiği” bu “bilgi”leri Türkiye'de bir tek Taraf'la paylaşıyor. Taraf da manşetten dayıyor.
Nitekim Taraf'ın manşetindeydi bu iddia da:
“Başbakan'ın 2 yıl ömrü kaldı.”
***
Bu görüntüden bile, olayın ne olup ne olmadığı konusunda bir kanata varmak mümkünken…
Gelin olayı biraz daha deşelim.
Bakın ne ilginç bilgiler çıkıyor karşımıza:
Stratfor'un Türkiye'deki kanka kuruluşlarından biri Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA).
SETA'nın Ankara dışında Washington'da da ofisi bulunuyor.
Kurucusu, doktorasını George Washington Üniversitesi'nde yapmış olan İbrahim Kalın.
Kalın, 2006-2009 yılları arasında SETA'nın Genel Koordinatörlüğünü de yaptı. Sonra Başbakan'a danışman oldu.


Şimdilerde Başbakan danışmanı olarak Başbakanlık'ta “Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü” görevini yürütüyor.

George Friedman - Stratfor - CIA - İbrahim Kalın
George Friedman - Stratfor - CIA - İbrahim Kalın

Dönelim tekrar Stratfor'a; Wikileaks'in “ele geçirdiği” Stratfor “bilgi notları”na.
Stratfor yazışmalarında Kalın'ın adı “çok önemli bir kaynak” olarak geçiyor.
Yazışmalarda “bu ilişkinin gizli kalmasına büyük bir önem verildiği”nden söz ediliyor.
Ve bir ilginç bilgi daha.
Başbakan'a ömür biçen Stratfor'u, İbrahim Kalın'ın başında bulunduğu Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü'nün resmi internet sitesinde de görmek mümkün.
Sitede, Stratfor Başkanı George Friedman'ın, Başbakanlığın davetlisi olarak Türkiye'de konuk edildiğini görüyorsunuz.
“Akil Adamlar Konferans Serisinin İkincisi George Friedman'ın Katılımıyla Gerçekleşti” denilen siteden şu bilgiler aktarılıyor:
“Türkiye ve dünya üzerine yaptığı dikkat çeken analiz ve öngörüleriyle tanınan, ABD'nin önde gelen stratejik araştırma kuruluşu Stratfor'un başkanı, uluslararası ilişkiler uzmanı ve stratejist George Friedman, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğünün davetlisi olarak İstanbul'daydı…”
Davet üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin de katkısıyla ağırlanan Friedman, 2 Haziran 2010'da Cemal Reşit Rey'de “Türkiye ve Amerikan Dış Politikasında Denge Sorunu” başlıklı bir konuşma yapmış.
Sonuç mu?
Bir insana hele ki bir ülkenin Başbakanı'na ömür biçilmesi evet büyük bir fitnedir.
Ve sağlık durumu iddia edildiği gibi olmayan birine böyle bir “tarif” yapılması büyük bir iftiradır.
Başbakan ve doktorları sağlık durumuyla ilgili gerekli bilgileri açıkladılar.
En nihayetinde de kulun hangi vakit öleceğini ancak ve ancak Yaradan bilir.
Burası böyle.
Peki bu İbrahim Kalın ne ayak beyler?
Kalın muhtemelen “görevinin bu tür ilişkileri gerektirdiği”ni söyleyecektir.
İyi güzel de…
Şu görüntüye bakarak, “kimin kimden faydalandığı” sorusunun cevabını aradığımızda…
Oluşan kanaat açıkçası beni ürkütüyor.
Sayın Başbakan haklı olarak hep söyler ya, TSK'yla ilgili, yargıyla ilgili…
“Çürük elmalar temizlenmeli” diye.
Ümit ediyorum, İbrahim Kalın konusunda kontrol Başbakan'ın elindedir.
Stratfor ile ilişkiler Sayın Başbakan'ın, devletin, kontrolü altında yürüyordur.
Değilse, durum gerçekten vahim.
(Habervaktim)

"Bu adam (İbrahim Kalın) büyük bir kaynak, ilişki gizli kalmalı"

akp'nin gerçek yüzü, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), cia, george friedman, ibrahim kalın, içimizdeki israil, kimdir, kripto Yahudiler, medya manipülasyonu, recep tayyip erdoğan, stratfor, suriye sorunu

Stratfor Direktörü G. Friedman'ın Başbakan'ın danışmanı İbrahim Kalın'la ilgili mesajından: "Bu adam büyük bir kaynak, ilişki gizli kalmalı."


Taraf gazetesi Wikileaks'te yayımlanan Stratfor belgelerine sayfalarında yer vermeye devam ediyor. 

Stratfor'un beş milyondan fazla e-posta mesajını okuyunca, kuruluşun Türkiye'ye, birçok ülkeden daha fazla önem verdiği, ülkedeki gelişmeleri daha yakından izlemeye çalıştığı ortaya çıkıyor. Bunun bir göstergesi de şirketin idari işlerden sorumlu yöneticisi Meredith Friedman'ın, Türkiye konusunda çalışan uzmanların daha planlı ve sistemli bir koordinasyon sağlaması için belirlediği görev paylaşımı. Meredith Friedman, 17 Haziran 2010'da Stratfor Direktörü olan eşi George Friedman, Türkiye konusunda uzman analizciler Kamran Bokhari, Reva Bhalla, Scott Stewart ile Emre Doğru'ya "Türkiye'de koordine olmak için sistem" başlıklı bir mesaj göndermiş:
"Türkiye'deki çalışmalarımızı koordine edebilmek için çok çaba göstermeliyiz, zira herbirimiz bir noktada bakanlıklarda, düşünce kuruluşlarında, bankalarda, vs. aşağı yukarı aynı insanlarla ilişki kurduk. Kimi zaman bağlantılarımızın mevkii farklıydı (George ile ben Türk Dışişleri Bakanı ve İş Bankası'nın CEO'su ile görüştük, Reva ile Kamran Dışişleri Bakanı/ Cumhurbaşkanı'nın danışmanları ve İş Bankası'nın yöneticileri ya da direktörleriyle biraraya geldi), kimi zaman ise hepimiz aynı kişilerle görüştük (örneğin İbrahim Kalın). Kimi zaman ise aynı dili konuştuğu ve saat diliminde olduğu için kaynaklara Emre'nin bir telefonla ulaşması daha iyi olabiliyor.
Birbirimizle çakışmamızı, çift dikiş yapmamızı, kafamızın karışmasını veya çelişmemizi önlemekten emin olabilmek için işte yapacaklarımız:
1. Türkiye'deki kaynaklarımızla (ya da ABD'deki Türk kaynaklarımızla) irtibat kurmadan önce herbiriniz bu listeye sormak istediğiniz soruyla ilgili bir e-posta gönderecekseniz ve gerçekten acil bir durum olmadığı sürece bu gruptan ek sorular veya yorumlar almayı bekleyeceksiniz. Eğer kaynakla irtibat kurmadan soruyu ya da meseleyi aydınlatabilmek için bu grubun üyeleriyle bir tartışma yapmanız gerekiyorsa, hızlıca bir telefon açın.
2. Kaynaktan cevap aldığınızda ise cevabını hemen bu gruba e-postayla göndereceksiniz ki sorulan soruya verilen cevabı hepiniz görebilsin. Eğer hemen bir analiz [INSIGHT] olarak paylaşılabilecek bir bilgi ise bunu her zamanki yöntemle bilgi akışı takibinden sorumlu görevlilere yönlendirin. INSIGHT'tan sonraki ilk kelime daima ülke ismi olmalı ki Türkiye'den söz edildiğini hepimiz görebilelim.
Kaynaklarımızla olan irtibatı daha senkronize hale getirebilmek ve de George ülkedeyken yaptığı toplantılarda neler söylediğini öğrenebilmeniz için bu yöntemi zamanla daha da geliştirebiliriz. Konfederasyon ortaklarımıza -Hürriyet ve Sabah- soru sormak ve onlardan sorularını almak için farklı bir sistem oluşturuyorum, bunu da size ayrıca ileteceğim.
GÜLEN'LE ARANIZI İYİ TUTUN

Bu e-postadan anlaşıldığı üzere, örneğin Başbakanlık Danışmanı İbrahim Kalın gibi isimlerle, Stratfor'daki bütün Türkiye uzmanlarının ilişkisi var. Bu ilişki zaman zaman Reva Bhalla'nın 10 Mart 2010'da Kızılay'daki Başbakanlık ofisinde Kalın'la buluşması gibi profesyonel yüzyüze temaslar halinde, bazen de Stratfor Direktörü George Friedman'ın Kalın'a "Gülen Hareketi ile aramızı düzeltmemize yardım et" çağrısı yaptığı ve 48 saat sonra olumlu cevap aldığı 1 Eylül 2010 tarihli e-postasında olduğu gibi özel yazışmalarla ilerliyor. İlişkinin bilgi alışverişini aşan bir yardımlaşma/ misafirperverlik boyutu da var, zira George Friedman ve eşi Meredith Friedman bir istihbarat toplama gezisi için 31 Mayıs 2010'da İstanbul'a geldiklerinde, bir yerden bir yere gitmelerinin kolaylaştırılmasında Başbakanlık devreye girmiş. Meredith Friedman kendilerini havaalanında karşılayacak olan şoföre, çok eşyaları olacağı ve geniş bir araba gerektiği konusunda e-posta gönderirken bir kopyasını da İbrahim Kalın'a iletiyor. E-posta şöyle başlıyor:
"Sevgili Ozan, Bay İbrahim Kalın İstanbul'da olduğumuz süre zarfında ihtiyaçlarımız için bir araba ve şoför ayarlayacağını belirtmişti..." Aynı mesajda, Friedman 2 Haziran 2010'da İş Bankası Yönetim Kurulu Ersin Özince ile, ardından konfedere ortakları olan Sabah Gazetesi ile yapacakları toplantıların yerini ve zamanını İbrahim Kalın'a ve ulaştırma işlerinden sorumlu diğer kişilere iletiyor.
Ayrıca yine "Derin Posta" gösteriyor ki, Stratfor Türkiye'deki bazı gazetelere haber yaptırmak istediğinde, George Friedman'ın 14 Eylül 2010 tarihli e-postasında "Bu adam büyük bir kaynak... Bu adamla kurduğum ilişki ve yaptığım görüşme kesinlikle gizli kalmalıdır" diye söz ettiği İbrahim Kalın'dan yardım alıyor. 7 Eylül 2010 tarihinde Kalın, Friedman ve Karman Bokhari'ye gönderdiği epostada gereğinin yapıldığını şu ifadeyle iletiyor:
"Sevgili George ve Kamran, Bazı medya kuruluşlarına Stratfor'un Türkiye ve Balkanlar hakkındaki raporunu haber yapmalarını söyledim ve ürettikleri haberlerin linklerini aşağıda gönderiyorum. İbrahim." Postadaki linkler arasında cnnturk.com ve aktifhaber.com gibi sitelerdeki haberler dikkat çekiyor.
TURKISH DAILY NEWS'LA GÖRÜŞELİM
Ancak Stratfor'un haber yaptırmak için her zaman Başbakanlık danışmanlarının aracılığına ihtiyacı yok. Zira istihbarat kuruluşunun "resmî" ilişki kurduğu konfedere ortağı Sabah gazetesiyle işbirliği de karşılıklı istihbarat ve enformasyon aktarımına dayanıyor. Derin Posta'da işin "haber yaptırma" boyutu defaatle örneklenmiş. 30 Eylül 2011'de Emre Doğru, Reva Bhalla'ya yazıyor: "Reva- Suriye konulu yazımızı konfedere ortağımız Sabah'a gönderdim, yarın aynen basacaklar."
Benzer bir ilişkiyi geçmişte Hürriyet Daily News'la kuran, ancak Murat Yetkin'in genel yayın yönetmenliğini devralması sonrasında ilişkiyi istediği gibi devam ettiremeyen Stratfor, çareyi önceki Genel Yayın Yönetmeni David Judson döneminde kurulan resmî ilişkiyi bitirip, Yetkin'i atlayarak HDN'deki diğer gazetecilerden bilgi almakta bulmuş. [Murat Yetkin Taraf'a daha önce yaptığı açıklamada, 31 Ocak 2012'de Stratfor yetkilileriyle iş yemeği yediğini belirterek şunu demişti:
"Bu yemek sırasında aslında Türkiye'deki resmî ortaklarının Sabah gazetesi olduğunu öğrendik. Önerileri bize hem içerik, hem de iş yönüyle uygun gelmedi ve önermek istedikleri başka projeleri olursa dinleyebileceğimizi söyleyerek görüşmeyi sonlandırdık. Dolayısıyla Hürriyet Daily News ile Stratfor arasında ne geçerli bir işbirliği anlaşması, ne de formel bir ilişki bulunmaktadır."
1 Aralık 2011'de Emre Doğru, Meredith Friedman'la tanıştırmasına rağmen kendi epostalarına cevap alamadığı Yetkin'le ilgili "onu boşverin" demeye getiren şu mesajı yazıyor:
"HDN'deki Barçın Yinanç ve Taylan Bilgiç gibi akıllı çocuklarla zaten ilişkideyim (David onları tanıyor). Kurumsal ortaklığımızı korumak istiyorsanız, bu başka bir şey ama benim fikrimi sorarsanız, HDN'den enformasyon almak için yeni genel yayın yönetmeninin peşinde koşturmamıza gerek yok."
SABAH'TAKİLER ASKERE SORDU
Bu mesajdan da anlaşıldığı üzere, Stratfor'un konfedere ortaklarıyla ilişkisi tek taraflı değil, haber yaptırıyorlar, aynı zamanda çeşitli konularda enformasyon talep edip alıyorlar. WikiLeaks'in elde ettiği ve hepsi dünyaya açıklanacak olan belgelerde bu alışverişin yüzlerce örneği var. Mesela 26 Temmuz 2010'da Emre Doğru, Jennifer Richmond'a şöyle yazmış: "Konfedere ortağımız Sabah'a Kuzey Irak'tan aldığımız ve Zervani güçlerinin Türkiye'de eğitim gördüğünü yansıtan raporu gönderdim. Bunun üzerinde konuştuk ve konfedere ortağımız Sabah askerî yetkililerle temasa geçti. Bana geri döndü ve Zervani güçlerinin raporda belirtildiği gibi özel kuvvetler olmadığını söyledi. Ayrıca Kahire'deki Gül-Mübarek görüşmesi üzerine de konuştuk ama kapalı kapılar ardında neler olduğu konusunda makbul bir enformasyona sahip değildi."
Emre Aköz Stratfor'u öven bir yazı yazdı, ona teşekkür ettik
Bilgi alışverişinin yanı sıra, Türk medyasındaki haber ve yazılarla reklamının yapılmasının da Amerikan kuruluşu için önemli olduğu anlaşılıyor. 26 Kasım 2010'da yine Emre Doğru, Stratfor yöneticilerine, "Sabah'ta Stratfor'la ilgili bir haber daha" başlıklı bir elektronik posta göndermiş:
"Konfedere ortağımız Sabah'taki meşhur bir köşe yazarı olan Emre Aköz bugünkü makalesinde Stratfor'dan ve George'dan söz etti. Aköz, Türk dış politikası ve AKP konusunda paranoyak olanların Amerikan istihbarat ve stratejik düşünce merkezi Stratfor'un kurucusu, siyasetbilimci George Friedman'ı dinleyebilmelerini ve Friedman'ın onlara Türkiye'nin gelecekte nasıl başlıca küresel güçlerden biri haline geleceğini anlatmasını dilediğini söylüyor. Makalesinde G'nin Türkiye konusundaki haftalık raporuna doğrudan bir atıf yok. Ona nazik sözleri için teşekkür ettim ve G'nin Türkiye konusundaki haftalık raporunu gönderdim."

Bu güne değin en çok tıklanılanlar